28 Kasım 2011 Pazartesi

Yeni bir adım ve Paris Yazısı-1

Uzun zamandır yokum buralarda... Biraz can sıkıcı bir dönemdi benim için ve maalesef enerjimi bloga veremedim. Hatta her zaman okuduğum blogları bile takip edemedim. İçim içimi yiyiyor tabii bir müddettir. Sorumluluklarımı yerine getiremediğim zamanlarda olduğu gibi. İnsan uzaklaşınca nereden başlayacağını da bilemiyor. Ama bir yerlerden başlamak gerek değil mi? Bir adım atmadan yola çıkamıyorsunuz. Hazır yeni yılda geliyorken, yeni yıl heyecanı bütün mağazaları, alış veriş merkezlerini hatta evlerimizi sarmaya başlamışken, yeni başlangıç için bundan daha iyi bir zaman olamaz diye düşündüm.

Biraz karamsar bir giriş oldu sanırım ama sadece durumu açıklamaya çalıştım. Aslında bu geçen zamanda çok mutlu olmama sebep olan bir seyahatte gerçekleştirdim. Görmek istediğim Avrupa şehirleri başında ilk sırada yer alan Paris'e gittim. Bir eğitim sebebiyle beni Fransa'ya gönderen şirketime çok çok çok minnettarım gerçekten :) Şimdi lafı çok uzatmadan, minik açıklamalarla beraber sizleri resimlerle başbaşa bırakıyorum. 5 gün Fransa'da kalmama rağmen sadece 1,5 güncük gibi bir zamanda Paris'i gezmek zorunda kaldığımdan çok yorucu bir tur oldu benim için.

Bu arada ne yapalım Paris resimlerini diyenleriniz olabilir tabii ki. Bu blog aynı zamanda benim için ileriye dönük bir günce. Buda benim gözümden Paris. Bu yüzden bu blogda olmasını istediğim bir post bu.


Louvre müzesi ilk durağımdı. Louvre müzesi aklımda ne kadar çok Da Vinci Şifresi ile özdeşleşdiyse artık, gözlerim etrafta Profesör Robert Langdon'ı aramadı değil.


Louvre içinde flaşsız çekim yapmak şartıyla fotoğraf çekimine izin var. Yasak olduğu bazı böülmler vardır belki ama benim okadar uzun gezme şansım olmadı.


Da Vinci'nin meşhur Mona Lisa'sı. Diğer resimlerin büyüklüğü yanında bu resmin küçüklüğü nedense hayal kırıklığına uğrattı beni. Zaten yakından bakma imkanınızın olmadığı tek resim sanırım. Diğer resimlerin neredeyse dibine kadar gitmek mümkünken, bu resime camekanla korunmanın dışında önündeki yarım daire şeklindeki alanın dışından bakabiliyorsunuz.



Fransızların Zafer Takı (Arc de Triomphe). Champs Elysees'in sonunda olan bu tak öyle bir meydandaki daha doğrusu öyle geniş caddeler ile çevriliki nereden geçeceğimi kestiremediğimden ve vakit kısıtlılığından dolayı yanına gitme, altından geçme gibi bi ihtimalim olmadı. Üsütüne çıkmak ihtimal dahilinde bile değildi. 



Ve Fransızlar sevmesede bence sembol haline gelmiş Eiffel Kulesi.


Yine zaman darlığından tepesine çıkamadım. Öyle bir kuyruk vardı ki aman aman. Ama çeşitli açılardan fotoğrafını çekmeten geri kalmadım.



Notre Dame Katedrali, Pantheon ve Sacre Coeur Kilisesi. Hepside mimarisiyle kendine hayran bırakıyor. Zaten Paris bence tarihi yapıları, binaları ve heryerde görebileceğiniz heykelleri ile müze gibi bir şehir.

Şimdilik bu kadar. Bir sonraki postta yaşayan Paris'i gösteren daha eğlenceli fotoğraflar paylaşacağım.

2 yorum:

  1. ahhh Paris, nasıl özlemişimmmmm! bu konuda sabahlara kadar konuşabilirimmm..

    YanıtlaSil
  2. işte bir Paris aşığı daha!! konuşalım şekerim :)

    YanıtlaSil